Ses terapisi

Foniatrik eğitim ( ses terapisi) ayrı bir uzmanlık işidir. Bunu uygulayan kiişilere Foniatrist denir. Bu grup hastaların bir foniatrist kontolünde tedavi olmasını öncelikle öneriyorum. Fakat ülkemizde Foniatrist sayısının oldukça az olması sebebiyle birsürü insanın konuşma terapisi almasının pratikte oldukça zor olduğunu düşündüğümden dolayı burada temel bazı egzersizlerin uygulanmasının hiç yoktan faydalı olduğuna inanıyorum. Burada anlatılan bilgiler foniatrinin temel izahı, ve bu eğitimi alamayan insanlara doğru ses kullanım teknikleriyle ilgili yardımcı olmak niteliğindedir. Asla bir konuşma terapisitinin vereceği eğitimin alternatifi gibi düşünülmemelidir.

Ses eğitimindeki en önemli etkenlerden birisi de hastanın bilgilendirilmesidir.  Ses eğitiminin temel tekniklerine geçmeden önce sesin oluşumunu gözden geçirmek önem taşımaktadır. Sesin ana kaynağı havadır. Bu yüzden iyi bir ses için, doğru ve etkili bir solunum tekniğinin kullanılması sağlanmalıdır. Ayrıca ses tellerinde titreşimle oluşan sesin rezonatörlerle formatlarının ( şiddeti arttıran unsurlar)  sağlıklı olarak oluşması gerekmektedir. Bundan dolayı foniatriye başvuran hastaların tümü ekzersize başlarken boyun kaslarını gevşeten baş döndürme, esneme ve çiğneme eksersizlerinden yarar görmekte ve diafram solunum tekniği ( üst karın solunumu) ile de daha iyi bir fonasyon ( konuşma)  sağlanabilmektedirler.
İyi ses oluşumunun en temel komponentlerinden biri uygun solunum desteği olduğundan hastalara solunum desteği sağlanmalıdır. Genellikle solunumda yüzeysel solunum kullanıldığında rezidüel hava ( akciğerde nenes verdikten sonraki arda kalan hava)  kullanılarak konuşmaya devam edilmeye çalışılmaktadır ve bu da yetersiz kalabilmektedir. Ses oluşumuna solunum desteğinin en etkili yöntemi: diyafram solunumudur. Bu yöntem, alt göğüs kafesinin ve karnın şişmesini sağlayan diyafram kasılması ile uygulanmaktadır. Böylece ses oluşumu için maksimum hava alımını sağlamaktadır.
Akciğer kapasitesini arttırmak için hastaya ayakta dik durması, bir elini göğüs diğerini karın üzerine koyması söylenmektedir. Hastadan hızlı ve derin soluk alması istenmektedir. Bu sırada göğüsteki elin çok az hareket etmesi, karındaki elin ise dışa doğru karın kasları ile birlikte hareket etmesi gerektiği bildirilmektedir. Sonra hastaya karın kaslarını gevşetmesi ve yavaşça nefes vermesi söylenmektedir. Bu işlemler tekrarlanarak hastanın karnının inspiryumda ( nefes alma)  dışa ve ekspiryumda ( nefes verme)  içe hareket etme alışkanlığı kazanması sağlanmaktadır.
Daha sonra hastalığa göre gırtlak kaslarının gerilimini azaltan veya arttıran eksersizler yapılmaktadır. Hastaya inspiryum ve ekspiryum fazlarını uzatarak yavaş gevşek bir esneme öğretilmelidir. Biz bu tekniği daha çok hastanın sırtüstü yatarak uygulamasını öneriyoruz. Yatarak bu tekniğin uygulanması ham daha kolaydır. Hem de uzun süre bol oksijen alınmasına bağlı oluşacak alkoloza ( sürekli hava almaya bağlı bir durum)  bağlı baş dönmesinden hasta yatarak korunabilmektedir.
Esneme eksersizleri ve şarkı söyler gibi konuşma teknikleri de yararlı olmaktadır.
Bir diğer eksersizde hasta aynanın karşısına oturtulmakta ve bir şey çiğniyormuş gibi yapması söylenmektedir. Ona bu işlemi ağız açık gevşek bir şekilde yapması hayali yiyeceği abartılı dil hareketleriyle ağız içerisinde çevirmesi söylenmektedir. Acele ettirilmemelidir. Çünkü bu işlem tekniğin temelini oluşturmaktadır. Hasta bu eksersizi yaparken ona yavaşça konuşmaya başlaması söylenmektedir.Tek sesten daha çok farklı seslerin oluşturulması önemlidir. Hasta aynı sesliyi çıkartıyorsa bu hasta dilini ağız içerisinde gezdirmiyor, tabana yerleştirmiş tutuyor demektir. Hasta cesaretlendirilmelidir. Bu çiğneme tekniği Froeschel tarafından geliştirilmiştir. Çiğneme tekniği aynı zamanda ses kalitesinde bir düzelmeye de yol açmaktadır.
Ayrıca hastaya sadece konuşma sıklığının sınırlaması değil konuşma süresinin de kısıtlanması önerilmektedir. Her konuşma süresi 10-15 dakika ile sınırlandırılmaktadır.
Gürültülü ortamlarda ( ör. Kalabalık, cadde yada lokantada) hasta konuşmaması için uyarılmalıdır, çünkü çevre gürültüsünde konuşmacı sesini otomatik olarak yükseltmektedir. Hastalar tarafından sıklıkla en kolay ve yumuşak ses olarak inanıldığından fısıltı sesinin ses çıkarmak için uygun bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Ancak ses teli üzerinde kasılmayı arttırdığından fısıltı sesi çoğu zaman zararlı olmaktadır. Fısıltı sesini hastalarımıza önermemekteyiz.
Hasta kısa cümleler kurmaya başladığı sırada ona sesli ve sesiz harflerle başlayan daha uzun cümleler kurması söylenmelidir. Hasta bu çiğneme eksersizlerine normal konuşmasına kavuşuncaya kadar devam etmelidir.
Diğer bir gerilim azaltma tekniği iç çekerek yapılan fonasyondur. Burada ses perdesi alçaltılıp yükseltilmesi sırasında iç çekme hareketleri yapılmaktadır. İç çekme atakları sırasında "H" fonemi ile başlayan kelimelerin fonasyonuna yönelik çalışılmaktadır.
Kord vokallerin yumuşak addüksiyonunun sağlanmasına yönelik eksersizlerde ağız açılmadan "M" sesi çıkartılmaktadır.
Ses rahatsızlığı olan hastalarda görülen en sık belirtilerden biri de glottal ataktır. Bu kendini ses tellerinin ileri derecede bitişmesini ve sesli harflerin söylenmesi sırasında subglottik basıncın artmasına bağlı birden açılmasından kaynaklanmaktadır. Ek olarak boyun kaslarında ve larenksteki kasılmalarda glottal atağın oluşmasına yol açmaktadır.
Tüm terapi seanslarını teybe almak ve bunları gerektiğinde dinlemek en iyisidir. Hastanın kendi sesini dinlemesi feedback etkisinden dolayı terapide de kullanılabilir. Bunun için yapılmış bilgisayar programları bulunmaktadır.
Kişinin en az larengeal kas gerginliği oluşturarak ve en rahat genel fiziksel efor sarf ederek oluşturduğu en etkin ses optimal ton’dur ve genellikle bir iki müziksel notadan oluşan dar bir aralıktır. Çığlık atmak, bağırmak, sesli tezahürat yapmak kötü ses alışkanlıklarıdır. Bu tür davranışlar gırtlakta vaskülaritenin ( damarlanma)  artmasından başlayıp hematom ( kan pıhtısı) gelişmesine kadar giden durumlara neden olmaktadır.
Bazı hastalar profesyonel nedenlerle aşırı bağırarak konuştukları için sesi kötü kullanacak yönde davranışlar geliştirebilirler. Ses sanatçıları, aktörler, öğretmenler, avukatlar ve diğer seslerini profesyonel olarak kullananlar bu şekilde ses yaralanması riski altındadırlar. Bu hastaların birçoğu seslerini işleri dışında kullandıklarında iyi bir vokal hijyene sahiptirler.

Çevresel düzenleme yoluyla profesyonel ses kullanıcılarını aşırı bağırmada alıkoyacak önlemler:
1- Amplifikatör kullanmak
2- Dinleyici ve konuşmacı arasındaki mesafeyi azaltmak
3- Ders yada performans esnasında ses istirahatları planlamak.
Psikolojik faktörler sesle ilişkilidir. Heyecan çabukluluğu sinirlilik, ilişki bozukluğu, kişisel gerilimler sesi bozarlar. Ancak her ses problemini psikiyatrik bir bozukluk olarak göstermek, hastalarımız için biraz insafsızlıktır ve abartılıdır. Özellikle profesyonellerde psikiyatrik kökenli olmayan bir bozukluk olabilir. Hem ses kısıklığı, hem psikolojik bozukluk düzeltilmelidir.
Çocuk disfonilerinde öncelikle çocuk ve ailenin bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.  Çocukta sesinden korku uyandırılmamalıdır.  Onlara disfoninin önemli bir hastalık değil, ilerideki vokal fonksiyonu tehdit etmeyeceği anlatılmalıdır. Bilmek gerekir ki sesin zorlanması okul ve ailevi güçlüklere neden olabilir. Bazen psikolojik ve iyi pedagolojik eğitim gerekebilir.
Erişkin insanda ses terapisi 1 sene kadar sürebilmektedir ancak çocukla 4-6 ayı geçmemelidir. Rezidiv ( tekrar ortaya çıkması) olursa tekrar seanslara geçilmelidir. Reedükasyon çocukla uzarsa, kötü etkili olabilir.
Çocukta yalnız ses telleriyle uğraşmak bir şey ifade etmez. İnsan düşünürken ne söylediğini kontrol edemez. Aynı şekilde yürürken ayakların düşünülmesine gerek yoktur. Çocuğun sesiyle ilgili bütün reaksiyonlara engel olmak yasaktır. Ailece çocuk ikaz edilmelidir.
Okul ve aile problemleri de  göz önüne alınmalıdır. Gürültü çıkarma alışkanlığı olan çocuklara müzikli aletler ile ses çıkarması önerilmektedir.
Sesini profesyonel olarak kullananlarda özellikle ses sanatçılarında tanı yanında tedavinin uygulanmasında bu sorunlar daha büyük olmaktadır. Bunlardan dolayı tanıyı koyup tedaviye başlamadan önce ses sanatçısının çok iyi ve detaylı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir.
Sesini profesyonel amaçlarla kullanan kişilerin , özellikle sanatçıların ses kısıklığı sorunlarında anamnezin önemi çok büyüktür . Aldıkları ses eğitimi , kariyerleri ve çalışma koşulları iyice sorgulanmalıdır . Ses kısıklığının başlangıcı , süresi hangi durumlarda ortaya çıktığı hazırlanan formda belirlenmelidir . Bir diğer önemli faktör de hastanın tedaviden beklentisidir . Normal bir ses teli nödülü bulunan hastanın tedavisi tamamlandıktan sonra , hasta bazı kurallara dikkat ederse bir daha ses teli nodülü olmamaktadır . Ancak ses sanatçısı tedaviden sonra kullandığı yanlış tekniği veya ortamı değiştirmezse nodülün tekrar gelişmesi kaçınılmazdır . Tedavide karşılaşılan diğer bir zor nokta ise ses sanatçısı en kısa zamanda görevine dönmek istemektedir . Hatta bazı durumlarda nodüllü durumda iken sahneye çıkmak istemektedir .

 Bu bölüme kadar olan yöntemler tüm kulak burun boğaz kliniklerinde yapılabilmektedir . Bu muayenelerden sonra özel inceleme yöntemlerine geçilmektedir . Özel inceleme yöntemleri vakit almaktadır . Ayrıca eğer ses tellerinde büyük nodül veya ödem varsa sağlıklı sonuç alınamamaktadır . Bundan dolayı sanatçı acilen tıbbı tedaviye alınmalı ve mümkün olan en kısa zamanda bu ek incelemeler yapılmalıdır.

Larenks kanseri nedeniyle opere ettiğimiz hastalara uyguladığımız reedükasyonda ( konuşma terapisi)  özofagus ( yemek borusu) sesi eğitimi ve parsiyel larenjektomililerde ise ses kalitesini artırmaya yönelik eksersizler verilmektedir. Burada hastalara öncelikle geçirdikleri ameliyatın anatomisi ve bundan sonraki fonasyonunun nasıl olacağı anlatılmalı ve mümkünse aynı ameliyatı olmuş ve başarılı reedükasyonla optimal sesine kavuşmuş hastalar örnek olarak gösterilmelidir.

Gırtlağının tamamı çıkarılmış ( total lerenjektomili) hastaların rehabilitasyonunda yemek borusu konuşmasını öğretmek esastır. Burada hastadan hava yutması ( midesine)  istenir, bunu dışarıya verirken ( geğirme) 1,2,3,4 ile başlayarak sayması istenir; hasta midesindeki bu havayı çıkarırken yemek borusundaki titreşimlerden çok güzel konuşmayı öğrenebilir, konuşma protezi kullanmaktan kurtulmuş olur; en fizyolojik ve doğal olan konuşma yöntemi yemek borusu konuşmasıdır. Burada uygulanacak grup tedaviside aynı anda hastaya psikolojik destek sağlamaktadır.
Ses teli felci hastalarında yapılan en önemli yanlışlık hastanın geç reedükasyona gönderilmesidir. Bazı hastalar 6 ayda kendiliğinden kısmen veya tamamen iyileşmektedirler. Bu da tiroid cerrahisi uygulayan veya fonksiyonel paralizi tanısı koyan hekimi bu süreyi beklemeye yönlendirmektedir. Ancak kısmi iyileşen veya iyileşmeyen hastalar çok değerli bir 6 ayı kaybetmekte ve uygulanan redükasyondan kısmi yarar sağlamaktadır. Ses teli felci olan hastalara tanı konur konmaz ses terapisine yönlendirmeli, eğer tiroid cerrahisi sonucu oluşmuşsa postop 21. gün eğitimine başlanmalıdır.
 
Bu anlatılan tüm reedükasyon teknikleri genel olarak kullanılan tekniklerdir.  Foniatrik reedükasyonu uygulayacak olan kişi hastaya göre uygulayacağı reedükasyon programını belirmeli ve tedavinin gidişine göre bu programı yönlendirmeli ve tüm yeni uygulamalara açık olmalıdır.

Copyright © %YEAR%. Tüm Hakları Saklıdır.